SANAT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SANAT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Ocak 25, 2014

Cumartesi, Temmuz 13, 2013

Pazartesi, Temmuz 04, 2011

Emperyal Oteli - Atilla İLHAN










Ben hiç böylesini görmemiştim

vurdun kanıma girdin itirazım var


sımsıcak bir merhaba diyecektim
başımı usulca dizine koyacaktım
dört gün dört gece susacaktım

Pazar, Aralık 12, 2010

Evreni Tanımak!... MEVLANA



                                                                                                                                                                                



İnsanlar yalnızca bildiklerini konuşsaydılar,

Dünya'mızı derin bir sessizlik kaplardı.



Mevlana'nın çok güzel bir şiiri. (Tercüme edilmiştir.)



Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.

Işığı gördüm, korktum.


Ağladım.

Salı, Mart 09, 2010

HOCA ALİ RIZA


heiht:20
align="right">

"Can sıkılınca resim yapmayı bırakmalıdır. İstek baki iken terkolunursa yine istekle çalışmak müyesser olur."



"İnsan yaptığını anlar ve anlıyarak yaparsa terakki eder. Terakki ettikçe hevesi artar. Aşk olmayınca meşk olmaz darbımeselince şevkü muhabbet, sâyü artırır."


"Resim anlıyarak çalıştıkça terakki eder."


"Her bir güçlüğün iki kolaylığı vardır."


"Resim insanın dikkat nazarını artırır."
*
-Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nden ünlü Ressam Hoca Ali Rıza'ya ait 13 karakalem eseri çalındı;

Salı, Haziran 03, 2008

Nazım


Nazım

artık dünyanın malı.Zaten o hep dünyalı oldu şiirleriyle.

Yatsın yattığı yerde.

.


Názım’ın
Moskova’da yattığı mezarlıkta
Gogol, Cehov, Stravinski, Şostakovic, Eisenstein, Prokofiyev, Mayakovski, Puşkin
gibi
dünyaca ünlü karakterler de bulunmaktadır.
.


Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,

-öyle gibi de görünüyor-
Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni
Ve de uyarına gelirse,
Tepemde bir de çınar olursa

Taş maş da istemez hani...


Pazar, Mayıs 11, 2008

LEYLA GENCER





Okuyunca inanamadım!...
Sanatçılar var Türkiye de,kendilerine sanatçı deniyor.Kendileride "Biz Sanatçılar" diye söz ediyorlar kendilerinden.
Futbolcular var, sporcular var.
Yazarlar var,ressamlar,
şairler...
Türkiye dışında tanınmayan sanatçılar,sporcular...
Ortaya koydukları değerler evrensel olmaktan uzak.
Bir de Dünyanın tanıdığı ,kabul ettiği,değer verdiği Sanatçılar var,Sporcular var...Kara kaşına değil,ortaya konan değerlerin
tüm dünyanın ortak değerleriyle karşılaştırılması sonuçu
öne çıkmış Edebi Eserler -Yaşar KEMAL-,Besteler -LİVANELİ-,
Müzik insanları...
Leyla GENCER işte böyle bir isim.
Bu canım ülkede
hiç bir kimse Leyla GENCER i değerlendiremez.
Onu değerlendirmek için ,ortaya koyduğu ve tüm dünyanın önünde ayağa kalkarak alkışladığı sanata bilgi ve beceri olarak en az onun kadar yakın olmak gerekmezmi?
70 milyonluk ülkede bu sanata ilgi duyan ,izleyen anlayan 5000 adam vardır.Onlarda hoşlandıkları için izlerler.
Leyle GENCER i görse tanımaz,yaptığı müziğe aşina değil,
sanat adına yapılan bir çok şeye aşina değil,
ancak ileri geri çok çirkin şeyler söylendi.
Büyük utanç duydum!...

Pazar, Mayıs 04, 2008

1 MAYIS



" Doğrusunu isterseniz ben işçilerin dayak yiyeceklerini kaç gün önceden. bilmiştim .




Başbakan’ın, "İşçiler kardeşimizdir, 1 Mayıs’ı emek ve dayanışma günü yapmış bulunuyoruz" dediği an anladım.

İşçiler dayak yiyecekler."



Çarşamba, Ocak 23, 2008

TEATRO





"Zaten aktör dediğin nedir ki?

Oynarken varızdır.

Yok olunca da sesimiz bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalır. Bir zaman sonra da unutulur gider.

Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız.



Görorum hepiniz gardroba koşmaya hazırlanorsunuz. Birazdan teatro bomboş kalacak. Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar.

Çünkü Satenik'in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır. Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir. Hıranuş'la Virjinya'nın bir diyaloğu eski kostümlerden birinin yırtığına sığınmıştır.

İşte bu hatıralar, o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler. Artık kendimiz yoğuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz, fısıldaşır dururlar sabaha kadar.

Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır. Perde!"

Perşembe, Şubat 22, 2007

ÇETİN ALTAN-Renkli rüzgârlarda uçuşan yıllar ve dostluklar

Tarihin kendine özgü kovanlarında ballanıp peteklenmiş ve "yer" yuvarlağının çeşitli yörelerinden kopup gelen milyonlarca insana da bir uğrak şenliği olmuş evrensel şöhretteki büyük kentlerin; gerek yüzlerce yıllık üniversiteleri, gerek oralarda yetişmiş ve uluslararası ansiklopedileri doldurmuş bilimci, sanatçı, siyasetçi adlarını taşıyan cadde ve sokaklarıyla müzemsi değişik bir çeşnisi vardır.O kentler değişen teknolojilerle ne kadar kendilerini yenileseler de; birikimsel zenginliklerinin dengesini asla bozmazlar.***
Geniş zaman aralıklarıyla Boğazkesen'den Beyoğlu'na çıkıp Galatasaray'daki Balıkpazarı'na uğradığımda, renkli rüzgârların içinde yıllar uçuşmaya başlıyor...Hele hele Galatasaray Lisesi'ne gözlerim takıldığında...O lisede edebiyat hocalığı yapmış Recaizade Mahmut Ekrem, onun öğrencisi olmuş Tevfik Fikret; Fikret'in aynı lisedeki müdürlüğü sırasındaki öğrencileri Ahmet Haşim'ler, Refik Halit'ler, Ercüment Ekrem'ler, Ref'i Cevat'lar ve rahmetli babam...***
Balıkpazarı'nın cıvıltılı cümbüşlü, cümbüşlü cıvıltılı balıkçı tezgâhları, tatlıcıları, turşucuları, fırınları, manavları...Öğrenci olduğum yılların gölgeleri de dolaşıyor oralarda, "yazı"ya layık olmaya çalışma seferberliğinin ilk yılları da...Artık bunları paylaşabileceğim pek kimse yok ortalıkta.***Len Bon, Markiz, Çiçek Pasajı, Tokatlıyan, Abdullah Efendi, Saray Sineması, Parkotel...Ercüment Ekrem, Tokatlıyan Oteli'nde kalır ve sabahları elinde uzunca bir bardaktaki beyazlaşmış rakıyla başlardı güne. Son Posta gazetesinde de her gün köşe yazıları çıkardı. Harika şeyler yazardı.Yahya Kemal de Parkotel'de kalırdı.***
Yıl 1953... Bendeniz 25 yaşındayım... Akşam gazetesine haftada iki defa "Ankara'dan Şakalar" başlığıyla eğlenceli olduğunu sandığım yazılar yazıyorum...O yazılar sayesinde Refik Halit'le Reşat Nuri merak etmişti bendenizi ve benimle tanışmak istemişlerdi; heyecandan yüreğim güm güm çarparak gitmiştim yanlarına... Sonra da, yaş farkına rağmen, unutulmaz dostluk sofralarını, sohbetlerini paylaştık daha önceki kuşağın tılsımlı kalemleriyle.***
Yıl 1953... Bendeniz 25 yaşındayım... Hem liseden hocam, hem babamın sınıf arkadaşı Ercüment Ekrem; Son Posta'daki köşesinde benden de şöyle bir bahsetse diye geçiyor bazen içimden...İstanbul'a geldiğim bir günün sabahında Tokatlıyan'a uğradım. Ercüment Ekrem elinde rakısıyla beni görünce, kıs kıs gülerek:- Dargınım sana Çetin, dedi; Akşam'daki yazılarında hiç söz etmiyorsun Hocandan...Ne diyeceğimi bilemedim, bir rakı da ben söyledim.***
Renkli rüzgârlarda uçuşan yıllar ve dostluklar...Nebil Özgentürk'ün, 60 yıllık basın tarihini, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti'nin yaşamış olduğu yıldırımlı basamaklarla, bir belgesel olarak somutlaştırması ve Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı ekranlarında belgeselin ilk gösterisi için daveti...***
Bizim kuşaktan, yıllardır karşılaşmadığımız dostlarla sarmaş dolaş olma... Hıfzı Topuz, Halit Kıvanç, Necmi Tanyolaç...Kaybolmuş yerçekimsiz anıların çarlistonu...***Gazeteciler Cemiyeti'nin ilk Başkanı Sedat Simavi'nin, sanki kürsüdeymişçesine ışıklanan fotoğrafı ve sözleri:- Kaleminizi kırın fakat satmayın...Sonra Abdi İpekçi...***
Gazeteciler Cemiyeti'nin bugünkü Başkanı Orhan Erinç'in ve Nebil'in konuşmaları...Vurulmuş, öldürülmüş, süründürülmüş, cezaevlerine tıkılmış kalemler, gazeteciler...Tüm siyasetçilerin, tüm eğitimcilerin tekrar tekrar izlemesi gereken bir belgesel 60 yıllık Babıali tarihi.Ola ki aralarından bir anlayan çıkar, bayrakların uzun sırıklar üstünde değil, o ülke dilinin yazı boyutunu ışıklandırmış kalemlerle çok daha yükseklerde dalgalandığını.***
Belgeselin sonunda Musa Kart'ın harika bir çizgi filmi vardı.Daktilo makinesi başında bir yazarcık... Sürekli kara gözlüklü, kara giysili, kara bir adam geliyor üstüne...Ve sonunda kara gözlüklü, kara giysili, kara adama doğru dönüveren yazı makinesi ve zar atarmışçasına kopan tuşların kendiliğinden yan yana dizilişiyle çıkan bir sözcük: DEMOKRASİ***
İkinci ve üçüncü kuşak meslektaşlar; hani neredeyse dördüncü kuşağa doğru...Yıllarca yan yana masalarda çalıştığımız Nail Güreli; eski dost ve komşu Vasfiye Özkoçak, Ergin Konuksever; ünlü yazarlar ailesinin son halkası Umur Talu; Ergun Babahan; elleri öpülesi genç hanım meslektaşlar...***
"Herkes gitti yalnız kaldık meyhanede" gibi oldu sonunda...
Orhan Erinç'le birlikte, Nebil de, Celal Başlangıç da, ben de; bir türlü kopamadık o renkli rüzgârlarda uçuşan yıllarla dostluklardan...Güldük, eğlendik, eski yaşanmış kahkahaları tazeledik ve bir avuç aynı lezzeti paylaşan can dostlarıyla gece yarısını ettik...***
Tarihin kendine özgü kovanlarında ballanıp peteklenmiş evrensel şöhretteki büyük kentler; göçlerle, Hazine arazilerinin yağmalanmasıyla, çamura düşüp cılkı çıkmış naylon bir poşete dönüştüğünde...Uzay çağının dişlileri, bir türlü "gelişmiş"lik yaratamamışlığın acısını genç kuşaklardan çıkartır, hem de çatışmalı çalkantılı kazanların içinde kaynata kaynata...***
Kendi anadillerinin yazı lezzetini paylaşma muskasına erişmiş olanlar, hiç enseyi karartmasınlar; mutlaka bir gün onlar da, renkli rüzgârlarda uçuşan yıllar ve dostluklarla ulaşırlar ömür takvimlerinin son yapraklarına...

Pazar, Ekim 22, 2006

OSMANLILAR























Posted by Picasa

Cumartesi, Ekim 21, 2006

AFRODİT


*

*

Posted by Picasa

*